• M. Ali KAYA

SURELERİN TERTİBİ NASIL OLDU?

M. Ali KAYA

Sual: Kuran-ı Kerim ilk kitaplaştırıldığında surelerin sırası neye göre sıralanmış? Peygamberimizin (asm) belirttiği bir şey var mı bununla ilgili aynı şekilde Risale-i Nurdaki sıralamalarında yazılışına göre olmadığını biliyoruz. Bunlardaki hikmet biliniyor mu?


Cevap: Kur’ân-ı Kerim Cebrail (as) tarafından peygamberimize ayet ayet, sure sure tenzil ediliyordu. Cebrail (as) indirilen ayetlerin yerlerini de belirtiyor ve “bu ayetler falan surenin filan ayetleridir” diyordu. Peygamberimiz (sav) o şeklide sahabelerine yazdırıyordu. Sonra bu tertip üzere ezberleniyor ve namazlarda okunuyor ve Ramazan ayında mukabelelerde bu tertip üzere okunarak tespit ediliyordu. Peygamberimiz (sav) Cebrail’e (as) arz ediyor, Cebrail (as) son Ramazan ayında iki defa Kur’ân'ı baştan sona Peygamberimize (asm) okudu ve Peygamberimiz (sav) Cebrail’e (as) okudu. Böylece bu günkü şekli ile Sureler ve ayetlerin tertibi yapılmış oldu. Peygamberimiz (sav) Cebrail’in (as) teyidini aldıktan sonra mescitte sahabelere okuyor ve onların okumalarını dinliyordu.


Kâtip sahabelerden Hz. Ali, Hz. Osman, Hz. Abdullah b. Mesut, Hz. Abdullah b. Abbas ve daha başka sahabelerin ellerinde yazılı Mushaflar vardı. Sonra Hz. Ebubekir (ra) zamanında Hz. Zeyd b. Sabit (ra) başkanlığındaki heyet tüm bu nüshaları toplayarak günümüzdeki şekli ile ve tertip sırası ile bir kitap haline getirdi. Topladığı tüm diğer nüshaları imha ederek tamamlanmış oldu. Bu gün okuduğumuz Kur’ân o günkü toplanan” Ana Kitapta” olduğu gibidir.


Risale-i Nur Kur’ân-ı Kerimin bu zaman insanına mesajı olduğu için Risalelerin yazılması ve tertibi de “Sünuhat ve ilham” iledir. Bediüzzaman talebelerine yazdığı mektuplarda “Bu risaleyi falan kitabı filan yerine koyunuz” demektedir. Bazı mektupların yeri bu nedenle boş kalmış, bir hikmete binaen te’lif edilmemiştir. (25. Mektup gibi...)


Bunun hikmeti şudur. Kur’ânı Kerim Levh-i Mahfuzdan Kadir Gecesinde Dünya semasına “Beytü’l-İzzeye” toptan inzal edilmiş ve Cebrail’e (as) teslim edilmiştir. Cebrail’in (as) adı bu nedenle “Cibril-i Emin”dir. Sonra yine Allah’ın emri ile “Nüzul Sebepleri” tahtında, ihtiyaca göre Peygamberimize (sav) “Tenzil” edilmiştir. İnzal toptan, tenzil ayet ayettir. 23 senede tamamlanmıştır. Kur’an-ı Kerim ezelde, Allah’ın ilminde, Allah’ın kaderinde ve Levh-i Mahfuzda nasılsa öyledir. Hiçbir değişikliği kimsenin yapması mümkün değildir. Çünkü Allah onun için “Kur’anı biz indirdik, biz koruyacağız” (Hicr, 15:9.) diye vaat etmiştir. Diğer kitaplara Allah’ın böyle bir vaadi olmadığı için o kitaplara insanlar tahrif etmişlerdir. Tabi ki Allah sebeplerle koruyacaktır. Bu sebepler ise hafızlar, alimler ve mücedditlerdir.


Kur’an-ı Kerim Vahiydir ve Allah kelamıdır. Cebrail (as) Peygamberimize (asm) getirmiş, Peygamberimiz (sav) de biz insanlara tebliğ etmiştir. İnsanlık da Kur’âna inanan ve inanmayanlar olmak üzere ikiye ayrılmış ve imtihan başlamıştır. Kur’ana inananlar ve hizmet edenler ona hizmeti ölçüsünde onunla şereflenmiş, karşı çıkanlar da çıkmaları derecesinde cehennemi hak etmektedirler.


Kur’ân'ın her asra hitabı da o asrım müceddidine “İlham ve Sünuhat” şeklinde tenzil edilmekte ve o asrın hastalıklarına deva, dertlerine çare olmakta ve imtihan devam etmektedir. Bu husus Kıyame Suresindeki şu ayetlerle bize haber verilmektedir.


“Ya Muhammed! Kur’ânı ezberlemek için dilini hareket ettirerek acele etme. Cebrail’in sana okuduğunu dinle. O vahyi kalbine yerleştirmek ve sana okutturmak bize aittir. Cebrail sana okuyunca onu dinle ve okuyuşunu takip et. Sonra onu açıklamak da bize aittir.” (Kıyame, 75:16-19.)


Ayette Peygamberimizin (sav) Kur’ân-ı Kerim ile ilgili açıklamalarının da Allah tarafından öğretildiği anlatılır. Nitekim Namaz kıl, Zekât ver, Hac et, cihat yap” gibi emirlerin nasıl uygulanacağı peygamberimize yine Cebrail (as) tarafından “Peygamber ilhamı” şeklinde öğretilmiş, Peygamberimiz (sav) de sahabelerine öğretmiş ve uygulayarak göstermiştir. Peygamberimize (sav) iki şey verilmiştir. Biri ilim, diğeri hikmet. Peygamber insanlara “İlim ve hikmet” öğretirler. İlim Vahiyle gelen Kitaptır. Hikmet ise ilham ile gelen “Sünnet ve Hadistir.” (Bakara, 2:129, 151, 231.)


Peygamberimiz (sav) den sonra her asırda o asrın ortaya çıkardığı problemlere deva ve çare olacak ve yol gösterecek olan Kur’anın o asra mesajı Allah’tan en çok korkan, Allah’a en çok tevekkül eden ve ilhama mazhar olmaya layık olan “Mücedditlerin” kalbine ilham yoluyla öğretilir, onlar da kitaplarına yazarak ümmete öğretirler. Bu nedenle mücedditlerin kitapları vardır. Onlar tarikat ve tasavvuf yoluyla değil, İlim ve Hikmet yoluyla insanlığa rehberlik ederler. Asrımızda İlham ve Sünuhat ile Kur’ânın çağımıza ve kıyamete kadar mesajı Bediüzzaman’a ilham, ihtar, sünuhat ile yazdırılan Risale-i Nurlardır. Bunun için Bediüzzaman “Risale-i Nur benim malım değil, Kur’anın malıdır” demektedir.


Bütün bunların hepsi Allah’ın insanlığa merhameten yol göstermesi ve onları cennete, saadet-i ebediyeye davet etmesi içindir. Kim bu yola girerse o cennete gider. “Sırat-ı Müstakim” bir yoldur ve caddedir. Bu cadde bu zamanda Risale-i Nurun açtığı ve gösterdiği herkesin gidebileceği en geniş Kur’an Caddesidir.

44 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör