• M. Ali KAYA

VATAN SEVGİSİ VE ŞEHİTLİK

M. ALİ KAYA

Peygamberimiz (asm) “Vatan sevgisi imandandır” (Keşfu’l-Hafa, 1:308) buyurdu. Allah yolunda savaşmanın sebeplerinden en önemlisini Kur’ân-ı Kerim şöyle ifade eder: “Bizler neden Allah yolunda savaşmayalım? Bizler yurtlarımızdan çıkarıldık ve çocuklarımızdan ayırdılar.” (Bakara, 2:246.)


Peygamberimiz (asm) hicrete mecbur bırakılınca Sevr Mağarasında üç gün kaldıktan sonra yola çıktı ve Mekke’ye bakarak şöyle buyurdu: “Ey Mekke! Ben seni seviyorum. Senden ayrılmak istemezdim; ancak beni çıkardırlar” buyurdu. Bunun üzerine yüce Allah “Sana Kur’ân’ı inzal eden şüphesiz seni tekrar buraya döndürecektir” (Kasas, 28:85.) ayetini inzal buyurdu.


Allah için savaşmak da ibadettir. Nitekim yüce Allah “Ey iman edenler! Düşmana karşı her nevi savunma tedbirlerinizi alınız. Onlara karşı küçük ve büyük birlikler halinde hareket edin” (Nisa, 4:71.) ferman etmektedir. Bununla beraber “Kendinizi bilerek tehlikeye atmayın” (Nisa, 4:29.) buyurur.

Peygamberimiz (asm) “Düşmanla karşılaşmayı temenni etmeyin, Allah’tan af ve afiyet isteyin, düşman tecavüz eder de savaşa mecbur kalırsanız sabırlı olun. Bilin ki cennet kılıçların gölgesi altındadır.” (Buhari, Cihad, 156, 22, 32, 112; Temenni, 8, Müslim, Cihad, 20, Ebu Davud, Cihad, 98.) buyurur ve savaş istemez. Bu sebeple İslam’da savaş düşmanın tecavüzünü def etmek içindir.


Peygamberimiz (asm) “Akıl gibi tedbir yoktur.” (İbnu Mace Sünen, Vera ve Takva, 4218.) “Aklı olmayanın dini yoktur.” (Kenzu’l-Ummal, 14:73; Acluni, K. Hafa, 2:362.)


**

Ahkam-ı Şer’iyye’nin gayesi “Hayatı, dini, aklı, aileyi, malı” korumaktır. Bu temel esaslara “Makasıd-ı Şeriat” adı verilir.


Hayatı Korumak: İnsan hayatı mükerremdir. Katl haram, intihar ise yasaklanmıştır. Hayat ve hürriyet satılamaz. Eza ve işkence haramdır. Hayatî tehlikelerden korunmak şarttır. Tıp tahsili farz-ı kifayedir. Hayatımızı devam ettirmek için helal kazanç peşinde koşmak farzdır.


Malı Korumak: Mülkiyet şahsî haktır. Hırsızlık, gasb, yağma haramdır. Helal kazanç farzdır. Malı korumak için canını veren şehit hükmündedir.


Dini Korumak: İnsanı hakiki insan yapan en mukaddes şey dindir. “İman insanı insan eder, belki insanı sultan eder.” Ancak insan hürdür; bu sebeple dinde zorlama yoktur. (Bakara, 2:255.) Küffar ile cihad dinden dolayı değil, tecavüz ve zulümden dolayıdır. Aynı şekilde Müslüman da zulüm ve tecavüz etse onunla da savaşılır. Zımmînin hayat hakkı olduğu gibi şehadeti makbuldür ve ehl-i kitap ile evlenmek caizdir. İbadetler imanı muhafaza içindir. İbadet imanın semeresi, meyvesidir. İbadet ile iman kemale erer ve ahlakı güzelleşir. “Din ve Vicdan Hürriyeti” tüm hak ve hürriyetlerin temelidir ve başıdır. Hakların en kutsalı hayat ve inanç hakkı ve hürriyetidir.


Aklı Korumak: Akıl ancak doğru inanç ve doğru bilgilerle korunur. Akl-ı selim de dinin ve hakikatin kapısıdır. Aklı çelen ve bozan fikir ve düşünceler sapıklıktır. Aklı ifsat eden, yalan, iftira, gıybet, dedikodu yasaktır. İçki, küfür, bid’at ve dalalet yasaktır ve onlarla mücadele etmek ehl-i ilim için farzdır. Ulemanın görevi toplumu hakka irşad ederek akıllarını korumakla yükümlüdürler. Fala ve kâhine inanmak dinimizce yine aklı korumak için yasaklanmıştır.


Nesli, Aile ve Namusu Korumak: İnsanlığın bekası ve neslin devamı kadın ve ailenin korunmasına bağlıdır. Nikah farz, zina haramdır. Aile toplumun çekirdeğini oluşturur. Aile saadetin mahveden her şey dinimizce yasaklanmıştır. Bu sebeple gıybet ve dedikodu ve özellikle iftira büyük günahlardandır.


Bütün bunlar “Vatan” dediğimiz “yurt” dediğimiz Kur’ân-ı Kerimde “Diyar” olarak zikredilen toprak üzerinde sağlıklı bir şekilde cereyan eder. Bunun için “Vatan sevgisi imandandır.” Farzdan önceki farz denilen hususlardan birisi de vatandır, ülkedir, sahip olduğumuz topraktır. İslam hukukuna göre farza vesile olan şey farz, vacibe vesile olan şey de vaciptir.


Kur’an-ı Kerimde sayılmayan ve adı geçmeyen farzlar vardır. Bunlar insan hayatının vazgeçilmezi olduğu için yüce Allah “malum-u ilam israf-ı kelam olur” kaidesine göre zikretmemiştir. Meselâ, çalışmak farz, tembellik haramdır. Zira her ibadet çalışmaya bağlıdır, bütün kötülüklerin başı ise tembelliktir. Bunlar ibadetlerin ve hayatın olmazsa olmazıdır. Aynı şekilde dini, vatanı, malı, namusu ve aklı korumak için de vatanı sevmek şarttır. Ülkeyi korumak için ölmek şehitlik mertebesini kazandırır ki bu İslam dininden başka dinlerde yoktur. Yüce Allah şehitliği Ümmet-i Muhammed’e has kılmıştır.


**

Şehitlik, Allah yolunda “Fî Sebîlillah” çalışanlar ve mücadele edenlere Allah tarafından ahirette verilen makam ve mükafattır. Allah’ın dinine iman eden, bu imanın gereğini yapmak ve Allah’ın rızasını almak için canını, malını, namusunu, aklını ve dinini korumaya çalışanlara yüce Allah mükafat olarak şehitlik makamını verir.

Yüce Allah Kur’ân-ı Kerimde “Allah yolunda ölenlere ölüler demeyin. Bilakis onlar diridirler ama siz bunu anlayamazsınız” (Bakara, 2:154.) “Allah yolunda ölenlere ölüler demeyin. Bilakis onlar diridirler Allah’ın lütfu ve keremi ile kendilerine verdiği nimetlerle sevinçli bir halde Allah katında rızıklanırlar” (Âl-i İmran, 3:169-170.) buyurur.


Şehitlik kolay elde edilen bir makam değildir. Bediüzzaman Said Nursi hazretlerinin dediği gibi “Cennet ucuz değil, cehennem de lüzumsuz değildir.” Şehit makamına çıkanlar ancak iman eden, Allah için çalışan ve bunu da namaz kılmakla isbat eden ve niyeti halis olanlara ve ihlas sahiplerine yüce Allah’ın verdiği bir makamdır. Peygamberimiz (asm) de “Şehitler kul hakları hariç tüm günahları affedilir” (Müslim, İmare, 32.) buyurmuşlardır.

Yine Peygamberimiz (asm) “Hiç kimse cennete girdikten sonra dünyaya tekrar gelmek istemez. Ancak şehit Allah katında gördüğü mükafattan dolayı dünyaya dönerek on defa şehit olmayı ister” (Buhari, Cihad, 6; Müslim, İmare, 29.) buyurarak mükafatın ve gördüğü ikram ve hürmetin derecesini anlatır.


Üç nevi şehitlik vardır.

Birincisi: Hem dünya hem ahiret şehididir. Dünyada şehit muamelesi görür ve ahirette şehit mükafatını hak edenlerdir. Bunlar, fî-sebilillah savaşıp ölenler. Haksız yere pusuya düşürülerek öldürülenler, idam edilenler. Asilerin, bağilerin, anarşistlerin ve eşkıyanın öldürdüğü masum Müslümanlar. Bunlar elbiseleri ile yıkanmadan gömülürler. Yalnız ayakkabıları ve paltoları çıkarılır.


İkincisi: Ahiret şehidi olanlar. Dünyada şehit muamelesi görmedikleri halde emellerinden ve çektikleri zulüm, eza ve cefadan dolayı Allah’ın kendilerine ahirette şehit sevabı verdiği Müslümanlardır.


Bunlar da Peygamberimizin (asm) hadislerinde bize haber verdiği kimselerdir. Savaşta yaralanıp sonra ölenler, suda boğulan, salgın hastalıklarda ölenler, göçük altında kalanlar, yangın, sel, deprem felaketinde ölenler, çocuk doğururken lohusa halinde ölen kadınlar, (Nesai, Cenaiz, 14.) Namusunu, malını, dinini ve canını müdafaa ederken öldürülen masumlar. (Fethurrabbanî, 14:34.) Devamlı abdestli bulunan, Allah’tan şehit olmayı isteyerek devamlı dua edenler (Müslim, İman, 157.) Cuma günü ölen ihlaslı müminler, ilimle meşgulken ölen talebe-i ulum ve sabah-akşam Haşir Suresinin son ayetlerini okumayı adet edinen halis mü’minlerdir. (Dârimi, Fedâilül-Kurân, 22; Münziri, Tergib ve Terhib, 1:416.)


Üçüncüsü: Dünya şehididir. Savaşta da ölse Allah için fî sebilillah savaşmayıp, kahramanlık için, nam ve şan için, ganimet için savaşıp ölen, namaz kılmayan, Allah rızasını esas almayanlar da dünyada şehit muamelesi görür; ama gerçekte Allah ahirette kendilerine şehit muamelesi yapmaz, Allah katında şehit olmazlar. Ancak devlet onlara şehit muamelesi yapar ve yasal olan şehit aylığı bağlar. Ancak onların ne niyetle öldükleri bilinmediği için bizler onları şehit biliriz ve şehit olmalarını dileriz. Allah’ın işine karışmayız. Arkalarından bunlar şehit değiller diyemeyiz. Durumlarını Allah’a havale ederiz.


Şehitlik iman, niyet, ihlas ve fî-sebilillah mücadele ile kazanılan samimi Müslümanlara Allah’ın hizmetleri mukabilinde verdiği makamdır. Buna layık olmaya çalışmak gerekir. İman, ihlas ve niyet kalbin ameli olup Allah katında makbul olduğu için biz insanlar bunları bilemeyiz. Ancak dili ile söyleyenlerin kalben de inandığına, niyetlerinin ve ihlaslarının halis olduğuna inanırız, haddimizi aşarak kalbini bilmediğimiz halde hüküm vermeyiz. Niyetini ve ihlasını bozup bozmadığı meselesi Allah’ın bileceği bir meseledir.

Şehitliğin faziletine gelince;

Peygamberimiz (asm) hadisi şeriflerinde “Şehitlerin ölüm acısını hissetmediklerini ve bu sebeple öldüklerini bilmediklerini, kanının ilk damlasında affedildiğini, kabir azabından korunduğunu, başına ahirette vakar ve saadet tâcı takılacağını, yetmiş iki huri ile mükafatlandırılacağını ve yakınlarından yetmiş kişiye şefaat hakkının verileceğini bize haber vermiştir. (Tirmizi, Fezail-i Cihad, 25; İbn-i Mâce, Cihad, 16.) Peygamberimiz (asm) ayrıca “Denizde şehit olanların iki şehit sevabı kazanacağını" haber verir. (Ebu Davud, Cihad, 10.) Onların kul haklarının da affedildiğini ifade eder. (İbn-i Mâce,Cihad, 10.)


Şehitler öldüklerini bilmezler. Bediüzzaman Said Nursi hazretleri “Hayat Mertebelerini” anlattığı Birinci Mektup’ta şehitlerin bizden ve kabir hayatından farklı bir hayat mertebesinde olduğunu izah ve ispat eder. Onlar ölmediklerini ancak kendilerinin daha mükemmel korunaklı bir durumda olduklarını izah eder. Şehitler rüyadaki kişinin rüyada olduğunu bilmeden çok güzel bir halde olduğunu gördüğü gibi şehitler de öldüklerini bilmezler. Seyyidü’ş-Şüheda Hz. Hamza (ra) kendisinden yardım isteyenlerin yardımlarına koştuğunu çokların naklettiğini ifade eder. Bediüzzaman hazretleri yeğeni Ubeyd’in Ruslara karşı savaşırken şehit olduğunu ve mana aleminde onun kabrine girdiği, Ubeyd’in öldüğünü bilmediğini ve kendisi için dua ettiğini gördüğünü de ifade etmiştir. (Mektubat, s.12.)


**

Ahir Zamanda Şehitlik

Peygamberimiz (asm) “Ahir zamanda ümmetin fesada gittiği zaman sünnetini ihya edenlerin yüz şehidin sevabına nail olacağını” da haber vermiştir. (Taberanî, el-Mu’cemu’l-Evsat, 5:315, H. No: 5414; Münâvî, Feyzu’l-Kadîr, 6:339, H. No: 9171; Münzirî, et-Terğîb ve’t-Terhîb, 1:41; Heysemî, Mecmeu’z-Zevâid, 7:282.)


Peygamberimizin (asm) davası saltanat davası değil, iman davasıdır. Bu da uhrevi amaca hizmet etmek içindir. Peygamberler insanların yüzlerini dünyadan ahirete çevirmek için gönderilmişlerdir. Amaçları uhrevi saadettir. Peygamberin (asm) sünnetinen en önemlisi “Neşr-i Hakâık-ı İmaniye”dir. İmandan sonra farzları ikame ve haramlardan insanları korumaktır. Yüz şehidin sevabını kazandıracak sünnet imana ve Kur’ân’a hizmettir. Zira peygamberin (asm) gerçek sünneti bunlardır. Bunlardan sonra ise Peygamber sıfat olan sünnetlerdir ki bunlar da “Sıdk, Emanet, Fetanet, İsmet ve Tebliğ” sünnetidir.


Doğruluğu ihya etmek, güvenilir insan olmak, akıllı ve zeki olmak ve iman hakikatlerinin neşri ile küfre ve nifaka karşı mücadele etmek gibi önemli sünnetler ve hizmetlerdir. Yoksa sakal, şalvar ve cübbe gibi şekli sünnetler değildir. Bunlar da sünnettir ancak mertebe itibarıyla iman hizmeti, farzları ikame ve haramlardan sakındırma derecesinde değildir. Zira “Cennet ucuz değil, cehennem dahi lüzumsuz değildir.”


Bu sebeple İman ve Kur’an hizmetinde hayatlarını feda edenler ancak yüz şehid sevabın hak ederler. Bunlar da iman hizmeti için mücadele eden ve hapislerde işkence ve zulüm görüp vefat edenleri haber verir.


14 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör