• M. Ali KAYA

VATANIN MENFAATİNİ ŞAHISLARIN SİYASETİNE TABİ KILMAK

M. Ali KAYA

Bediüzzaman Said Nursi hazretleri asrın müceddidi ve ahir zaman Mehdisi olmak hasebiyle vazifesi gereği siyaset âleminde de vazifesini bihakkın ifa etmiş ve ehl-i imana siyasi ve içtimai dersler vermiş ve yanlış yapanları ikaz etmiştir. Bunlardan birisi de kısaca sadeleştirerek özetlediğimiz aşağıdaki ifadeleridir. Merak eden kaynağına bakar ve bizim yanlış anladığımızı da izah ederek gerçeği ortaya koyup bizi de ikaz edebilir.


Bediüzzaman özetli diyor ki: “Siyasi geniş daireleri merak ile takip eden, küçük daireler içindeki vazifelerinde zarar eder. Evet, bu zamanda merak ile, radyo (şimdi TV) vasıtasıyla, ciddî alâkadarane küre-i arzdaki boğuşmalara merak edip bakanlar, dikkat edenler, maddi ve mânevî pek çok zarar ederler. Ya aklını dağıtır mânevî bir divane olur, ya kalbini dağıtır mânevi bir dinsiz olur, ya fikrini dağıtır mânevî bir ecnebi olur.” (Kastamonu Lâhikası, 2006, s.65.)


Bediüzzaman’ın bu mektubu yazdığı 1940’lı yıllar II. Dünya Savaşı yıllarıdır. Bu savaşları merakla takip ederek bir tarafa taraftar olan mütedeyyin ve ami bir adamın ve ilme mensubiyeti olan bir başkasının taraftarlığı münasebeti ile bir kâfirin mağlubiyetine mahzun olmasını ve Âl-i Beytden Seyitler Cemaatinin bir kâfire mağlup olmasından dolayı da sevindiğini görür. “Böyle bir kâfir bir düşmanı mücahit bir seyyide tercih etmek divaneliğin ve aklı dağıtmaklığın en acip misali değil midir?” diye sorar.


Sonra bu gibi siyasi taraftarlıkların mü’minler hakkında ne derece zararlı olduğunu “hayat-ı içtimaiye-i İslamiyeye öyle bir zarardır ki; ileride vereceği neticeleri düşündükçe tüyler ürperir” ifadesi ile belirtir.


Tabi ki o günlerde islam adına ortaya çıkan partiler yoktu. Daha sonra 1950’li yıllarda “İslam Demokrat Partisi” “Millet Partisi” gibi partiler ortaya çıktı ve Müslümanları kendi siyasi partilerini desteklemedikleri için küfürle itham edecek duruma geldiler. Hatta aynı partide olduğu halde şahsi menfaatini elde edemediği ve liderine öfke duyduğu için çeşitli bahanelerle ayrılarak ayrı parti kurduğunu, abisine, hocasına ihanet ettiğini, sonra da haklılığını ortaya koyabilmek için liderinin “Mason” olduğunu ve “Komünistlerle, Yahudilerle iş birliği yaptığını” iddia ederek çeşitli iftira ve ithamlara kalktığını yaşayarak gördük. Elbette nüfuzu ve taraftarı olmayan böyle siyasi hareketlere kalkışmaz; ama bu nüfuzunu ve kendisini destekleyen saf ve temiz vicdanlı insanları yalanlarına ve iftiralarına alet ederek yıllarca bu vatandaki zındıka ve küfür cereyanlarına alet olmuş ve şuursuzcasına şuurlu düşmana yardımcı olmuştur.


Bediüzzaman sözlerini şöyle bağlar: “Evet her bir adam vatanla, milletle, hükûmetiyle alâkadardır. Fakat bu alâkadarlık, muvakkat cereyanlara kapılıp millet vatan, hükümetin menfaatini bazı şahısların muvakkat siyasetlerine tâbi' etmek, belki aynını telâkki etmek çok yanlış olmakla beraber; o vatanperverlik, milletperverlik hissinden ve vazifesinden herkese düşen vazife bir ise, kendi kalb ve ruhundan, idare-i şahsiye ve diniye ve hâkeza: Çok dairelerden hakikî vazifedar olduğu hizmet ve alâka ve merak on, yirmi belki yüz'dür. Bu ciddî ve lüzumlu bu kadar çok alâkaların zararına olarak, o bir tek lüzumsuz ve ona göre mâlâyâni olan siyaset cereyanlarına feda etmek, divanelik değil de nedir?" (KL, 66.)


Bediüzzaman burada dikkatimizi iki şeye çekmektedir. “Birincisi, hükümetin ve ülkenin menfaati, ikincisi ise bazı şahısların muvakkat siyasetleri…” Bu iki hususu iyi tespit ederek birbirinden ayırmak gerekir. Örnek verecek olursak cinayetten ve yolsuzluktan yargılanan bir milletvekili siyasi partiyi ve nüfuzunu kullanarak “dokunulmazlık zırhının arkasına sığınmak için” milletvekili olur ve hükümetin menfaatini şahsi menfaatine tabi ve alet yapmış olmaz mı? Cem Uzan örneğinde olduğu gibi dünya çapında bir dolandırıcı benim güzel ülkemde siyasi parti kuruyor ve %8 oranında oy alıyor ve siyasi arenayı birbirine katarak ülkemin siyasi geleceği ile oynayabiliyor. Liyakatliler meclis dışında kalırken liyakatsiz ve çapsız birçok silik insan milletvekili olabiliyor. Bu gibi liyakatsiz insanlardan kim yararlanır? Birincisi liderleri. Onlarla istediği gibi oynar. İkincisi, adı ne olursa olsun gizli güçler. Onlar aracılığı ile kendi emellerini gerçekleştirebilir. Olan ülkeye olur. Bu durum “vatan ve hükümetin menfaatini bazı şahısların muvakkat siyasetlerine tâbi' etmek” değimlidir?


Siyaset uzun soluklu bir hizmet yarışı ve çok geniş bir dairedir. Siyaset her önüne gelenin yapacağı basit bir iş değildir. Her şeyden önce “Siyasetin Felsefesini” iyi bilmek, öğrenmek ve kavramak gerekir. Yoksa alel-amya körü-körüne yapılan bir siyasetin gerek ecnebilerin gerekse menfaat odaklarının oyuncağı olmaktan öte bir sonuç vermeyeceği yaşanan tecrübelerle ve çekilen sıkıntılarla daha sonra anlaşılacaktır. Ama olan ülkeye ve millete olacaktır. Sonra çıkıp soracağız. Ecnebiler 40 senede şu kadar ilerlediler. Biz 80 senedir neden onların arkasından gidiyoruz ve bir türlü düzelemiyoruz?

33 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör