• M. Ali KAYA

YAHUDİ VE HIRİSTİYANLARLA DOSTLUK

M. ALİ KAYA

Bediüzzaman hazretleri Ermenilerle dost olmak gerektiğini ve bu dostluğun komşuluktan ve medeniyetten kaynaklandığını ifade edince dinleyen alimler dediler ki:


- “Yahudi ve Nasara ile muhabbetten Kur’ân’da nehiy vardır. “La tettehizul’l-Yehûda ve’n-Nasarâ evilyâu” “Yahudi ve Hırıstiyanları dost edinmeyin” (Maide Suresi, 5:51.) Bununla beraber nasıl dost olunuz dersiniz?” Kur’an bizi Yahudi ve Hristiyanlar ile dost olmaktan men ediyor. Sen nasıl ‘dost olun!’ dersiniz dediler.


Bediüzzaman cevap verdi:

- “Evvelâ: Delil kat’iyyü’l-metîn olduğu gibi, kat’iyyü’d-delâlet olmak gerektir. Halbuki tevil ve ihtimalin mecâli vardır. Zira, nehy-i Kur’ânî âmm değildir, mutlaktır. Mutlak ise, takyid olunabilir. Zaman bir büyük müfessirdir; kaydını izhar etse, itiraz olunmaz. Hem de hüküm müştak üzerine olsa, me’haz-ı iştikakı, illet-i hüküm gösterir. Demek bu nehiy, Yahudi ve Nasara ile Yahudiyet ve Nasraniyet olan aynaları hasebiyledir.” (Münazarat, 71.)


Bediüzzaman soran alim olduğu için ona da ilim dili ile, Fıkıh ve Tefsir Usulü’nin bir kaidesiyle cevap verdi. Delil kat’iyyu’l-metin olduğu gibi kat’iyyu’d-delâlet olmak gerekir dedi. Delilden kast edilen ayet-i kerimedir. Kat’iyyu’l-metin; metne, ibareye delaleti kesin olmalıdır. Kat’iyyu’d-delale; manaya delaleti kesin olmalıdır.


Yani, ayet-i kerimenin Arapça ibaresi kesinlik ifade etmelidir. Bu Kur’an-ı kerimde kesin olarak var mı? Var. O zaman delil kat’iyyu’l-metindir. Bu metnin ifade ettiği mananın da kesin olması ve kesinlik ifade etmesi, yani tevile, bir başka manaya gelmemesi gerekir. Peki bu ibareden farklı bir mana çıkarılabilir mi? Çıkarılabilirse o zaman manaya delaleti kesin değildir demektir. “Namaz kılınız” ibaresi namaza delaleti kesin olduğu gibi namaz kılmaya delaleti de mana bakımından kesinlik ifade eder. Burada namazdan kast edilen dua etmektir denemez.


Yahudi ve Hıristiyanları dost edinmeyin” ibaresinde ise nasıl dost edinmeyeceği konusu kapalıdır. Yani, komşuluk, alışveriş yapılmayacak mı? Kendisi ile konuşulmayacak mı? Bu hususlara açıklık getirilmemiştir. Bu durumda tevile ve farklı anlamlara açıktır. Yani metin kat’iyyu’l metindir; ancak manaya kat’iyyu’d-delalet değildir. Bediüzzaman’ın dediği gibi “Tevil ve ihtimalin mecali vardır. Zira nehy-i Kur’ân âmm değildir.” Yani, tüm ilişkilerin kesilmesini ifade etmiyor. “Mutlaktır.” Yani, serbest bırakılmış, belli şartalara bağlanmamıştır. Bu durumda Mutlak ise takyid olunabilir Genel ifadeler ve ibareler sınırlandırılabilir.


- Ne gibi? Nasıl sınırlandırılabilir?

- Meselâ; Yüce AllahUlu’l-emre itaat edin! (Nisa Suresi, 4: 59.) ferman etmiştir. Ancak hangi konuda itaat edilecektir? Bu belirlenmemiş, mutlak bırakılmıştır. Bu konuda meşruiyet sınırını yine Kur’an getirmiş ve "O aşırıların emrine uymayın. Onlar yeryüzünde bozgunculuk yaparlar, ıslah etmezler" (Şuarâ Suresi, 26:151-152.) buyurarak haddi aşanların Allah’a isyana sevk eden emirlerine itaat edilemeyeceğini belirtmiş ve bir sınırlama getirmiştir. Peygamberimiz (asm) de bu ayet-i kerimeyi izah sadedinde İtaat ancak ma’rufadır. Allah’a isyan emredilince ona itaat edilmez! (Buhari Ahkam, 4; Müslim, İmara, 39-40.) buyurmuşlardır.


Zamanla çok şeyler değişebilir. Bu sebeple zamanla meydana gelen gelişmelere, bunların insanlara fayda ve zarar vermesine göre bazı hükümlerle sınırlandırma getirilebilir. Bu sebeple Bediüzzaman “Zaman bir büyük müfessirdir, kaydını izhar etse, itiraz olunmaz” buyurarak Kur’an ve Hadislerin ortaya koyduğu hükümleri uygulama noktasında yeni bir kural getirmiştir.


Meselâ; Bediüzzaman “Maslahat gereği yalan söylemenin cevazına dair” “Bu zamanda o fetva verilmez der. Zira bir sınırı olmadığı ve su-i istimale açık olduğu ve bu maslahat bahanesi ile pek çok zulüm ve haksızlıklara sebep olduğu ve maslahatın geçerli olması için gerekli olan şartların ortadan kalktığı için (Dünya devletlerince “Din ve Vicdan Hürriyetinin kabul edilmesi ile dinle savaşın oradan kalkması, din için, Allah için savaşın yapılmadığı gibi...) “Zaman onu neshetmiştir. Mensuh ile amel caiz değildir” (ESDE, Hutbe-i Şamiye, s. 347.) der.


İkincisi: “Hem de hüküm müştak üzerine olsa, mehaz-ı iştikakı illeti hüküm gösterir.” Bu kuralı izah eden kelime ve terimleri tek tek ele alalım;


a) “Hüküm müştak üzerine olsa...” Yani, türetilen kelime üzerinde hüküm verilecek olsa... Yani, hükmü kelimenin kendisi üzerine bina edecek olsak; ki öyle olması gerekir.


b) “Me’haz-ı iştikakı...” Verilen hükmün kaynağı olan kelime ve kelamı... Yani, ayetin “dost edinmeyin” hükmüne konu olan kelâmı ....


c) “İlleti hüküm gösterir.” Yani, hükmün asıl sebebi olur. Yani “Dost edinmeyin” hükmünün asıl, gerçek sebebi ayette geçen “Yahudi” ve “Nasrani” kelimeleridir.


Üçüncüsü: “Demek bu nehiy, Yahûdi ve Nasara ile Yahudiyet ve Nasraniyete olan ayineleri hasebiyledir.” Burada ayetçe kast edilen Yahudi’nin ve Nasrani’nin şahsı değildir, Yahudilik ve Hıristiyanlık sıfatıdır. Zira Yahudi olan Josef’in pek çok sıfatları vardır. Dürüstlük, çalışkanlık, ustalık, cömertlik ve yardımseverlik gibi sıfatları yanında bir de Yahudilik sıfatı vardır. Yahudilik Josef’in bir sıfatıdır. Aynı şekilde Hans’ın da pek çok güzel müslümanlığa has sıfatları vardır, bir sıfatı da Hıristiyanlığıdır. Demek ki yüce Allah’ın yasağı Yahudilik ve Hıristiyanlık sıfatlarına ve dinlerinedir.


“Hem de bir adam zatı için sevilmez; belki muhabbet sıfat veya sanatı içindir. Öyle ise herbir müslümanın her bir sıfatı Müslüman olması lazım olmadığı gibi, her bir kâfirin dahi bütün sıfat ve sanatları kâfir olmak lazım gelmez. Binaenalyeh, Müslüman olan bir sıfatı veya sanatı, istihsan etmekle iktibas etmek neden caiz olmasın? Ehl-i kitaptan bir haremin olsa, elbette seveceksin!...” (Münazarat, 71.)


Bediüzzaman burada meseleyi “sıfatlar” üzerinden izah ederek insanların sanatlarını ve güzel sıfatlarını sevmenin Kur’ân-ı Kerimin yasağı kapsamına girmediği ifade eder. Müslümanın da kötü sıfatları vardır ve bu sıfatları yüzünden sevilmezler. İnsanlar güzel sıfatları sebebi ile sevilir, kötü ve çirkin sıfatları sebebi ile nefret görür. Öyle ise bizler iyi olan sıfatlara muhabbet edeceğiz, kötü olan sıfatları sevmeyeceğiz. Bediüzzaman bir başka yerde “Bir muhabbet fedaileriyiz, husumete vaktimiz yoktur. Mesleğimiz muhabbet sıfatına muhabbet ve husumet sıfatına husumet ederek, husumet askerini bozmaktır” buyurur.


Ayrıca dinimizde “Ehl-i kitaptan olan bir kadınla evlenmek caizdir. “Kendilerine kitap verilenlerden iffetli olan kadınlar da mehirlerini vermek şartı ile evlenmek size helaldir” (Maide Suresi, 5:5.) ayeti ile sabittir. Öyle ise Ehl-i kitaptan bir haremin olsa, nasıl sevmeyeceksin?” buyurarak meseleyi tam izah eder.

23 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör